Ölüme inanmadığın için…

Bir an aslında her şey.

Karşının taksisine binip, köprüde! midem bulanıyor durur musunuz? diyerek, açmazsa, arabana kusucam lan diyip bir anda köprü parmaklıklarında bulmak gibi kendini… İstersen nefes al dinlen devam et, istersen nefes al ve atla.
Yaşamak şakaya gelmez der gibi.. yazdığını düzeltmek gibi… aciz…  kabul etmesende yanlız.

Atlayınca ölüyorsun, şanslıysan. değilsen zaten sıçtın.

Atlamıyorsan ve sorguluyorsan, benim gibi, o taksiyi bulabileceğine eminsin ama hiç bakmıyorsun. Bakmazsın da… hiç bir zaman binmek istemiyorsun.

Yaşamak, yaşamak isteği, o kadar ölen sevdiğine rağmen hayatta kalmak istemen, hala umudunun olması, hala ve hala diyebilmen pek normal olmasa gerek…

iyi ki düz düşünüp, düz yaşayıp, düz ölmeyeceğim.

için içine kusup duruyor ya. Belki de en iyisi bu. en azından kendi kedine canın acıyacak hep. hep. hep. hep. hep.

ve bazı insanlar hep için içine yalnız kalıp hep için içine kusacaklar…

Ki bu kötü değil… yalnız olmak iyi ya da kötü değil, hatta zor biliyorum ama.. bazen öyle gerekiyor demek ki…

Neyse, yaşamak güzel şey.

Bir garip benim gibiler için…

Ama demek ki öğrenilmesi gereken bir an. Bir nefes! Bir kelam belki de…

Hiç bilmediğin bir zamanı, senelerce damarlarında yaşamak gibi…

Hiç yapamayacağını bildiğin halde o köprüden atlayıp tüm hayatından kurtulup! tanıdığın herksin olduğu o kafandaki dünyaya gitmek gibi…

Nereden, neden başladım bilemiyorum ama…

Yaşamak şakaya gelmez…

Bir an…

Bir nefes…

Bir öğreti…

Nazım ile başlar ve abbasağa parkında sana nazım şiiri okuyan ‘Evrim’ ile son dem bulur.

ve sen bu son dem ile nefes alır. (nokta) koyarsın. ama asla sonu gelmez.

Ölüyoruz! ve hiçbirimiz farkında değiliz…

Hiç ölmeyecekmiş gibi hissediyoruz…  aslında ne zaman öleceğiz ve öldük, sadece bilmiyoruz.

Mutluysanız ne ala, bizim gibiyseniz şükela hahhahahahaha 🙂

 

 

 

 

 

Reklamlar

Konuştuğum toprağın kulağı var mı? Yaşarken birine  söyleyemediklerimi, toprak bir ölüye iletebilir mi? 

Bir bok anladığımız yok aslında! Balık hafızalı, hiç bir boktan anlamayan, belki bir bok olurum diye çabalayan biriyim… benim gibiler var demiyorum ne haddime! Ben böyleyim, hasta, yaşadığı anın kıymetini bilmeyen öyle hasta bir ruh hali… ölüyoruz lan! Yaş aldıkça ölüyoruz! Pat diye, hasta olup ölüyoruz! Benim için konuştuğumuz toprağın kulağı yok bazen! Yaşarken söylesen ne kaybederdin!

Yanımızdakine konuşmak ağır ama toprağa konuşmak kolay! 

Ölüm bu kadar basit değil! Hep an için varız! Olalım ama anı bile yaşarken bir lütfu olsun be hatırlanacak!

Yaşam gibi ölüm de bazen lütuf belki! 

Dalga gibi! Seni öyle bir savurur ki, eğlenirken sen! bir anda toprağın altında köpüklü sularda boğulursun kimsenin ruhu duymaz! 

İlla kanser mi olalım, ölelim mi? Seni seviyorum iyi ki varsın demek için? 

Balık hafızam sağolsun! İyi ki varsınız her biriniz!

Bunu yazma sebebim sizsiniz! 

Ölmeden içinizden gelen herşeyi yapın lan! 

Yapın! 


Gövdesine istemediği yazılar kazınan ağaçlar gibiyiz… 

Bu kadar acımasız olmanıza gerek var mı acaba bilmiyorum? Ruh neticede bu da… Dinler elbet seni ama taa kalbine hançer saplamaya ne gerek var ki? 

Niye adını gövdeme söylemek, nefesini bana üflemek varken elindeki bıçakla gövdemi yarıp tenimi bedenimden, beni benden alıyorsun ki…

Önce arkadaştık biz seninle, elin yapraklarımı, gövdemi severken neden beni baltalamayı seçtin… biliyorum sen haklısın ama ben bir ağacım… zamanla, adım adım sana istedeğin o güzel yaprağı verirdim belki… eğer beni en son anda ama sen de böylesin demeseydin ve bu kadar acımasız olmasaydın…

Hiç istemediğin gibi bu gecede topraktaki soluncaları yiyerek beslendim ben, çünkü sen başkaları bunu yaparken çok eğlendin ama ben yapınca benimle eğlenemedin belkide

Haklıydında, keşke gövdemi bıçakla delmeseydin…


Artık doğum günümü en önce kendim kutluyorum… ve Teşekkürler büyüyorum sizinle… 

Okurken dinlemenizi dilediğim şarkı ile yazıyı okumanızı isterim ☺️

Yaş almak dedikleri bu olsa gerek… tepkilerimiz, üzüldüklerimiz, kaygılarımız, korkularımız ve mutluluklarımız ne güzel değişiyor! 10 sene önce yara izlerimden utanan ben, bugün o yara izleri var olmuş diye sevinebiliyorum… Gururlanıyorum yaşanmışlıklarımdan… iyi, kötü, acı, kahkahalı,ağlamalı, sıkılmalı, bocalamalı, saplantılı, boşvermeli, özlemeli, uzak kalmalı, hemen kavuşmak istemeli, yere çakılıp! Ayağa yeniden kalkabildiğim her anımı artık hep güzel hatırlıyorum ve hep böyle olsun istiyorum! Yağmur yağdığında mis gibi kokan o toprağın altına girmeden önce kimden ne öğrenebilirim diye çabalıyorum! Acı ya da tatlı! İyi olmaya çalışırken, iyi olmamız lazım derken, insanları çok kırıyorum bazen! Beni sevmek isteyenleri üzüyorum, o başka biri beni sever belki derken… özür diliyorum sonra ama biliyorum işe yaramıyor… kırıldığım gibi kırıyorum istemedende olsa. Belki de isteyerek bazen! Uzak dursunlar diye… beni sevmenin anlamı yok diye! 

Çok eskidendir 32 yaşım bitmeden öleceğim gibi hissederdim! Galiba yanılmışım! İyi oldu aslında… öğrenecek, okuyacak ve bir çok şeye yeni başladım aslında.. çok yolum var daha… 

Bir yaş daha alacağım tam 1 saat 6 dakika sonra! Ve hayatımda ilk defa sabırsızlanıyorum, ölmek istemekten ziyade! Sabırsızlanıyorum çünkü çok paylaşacak an’larımız, anacak anı’larımız ve yakacak ateşlerimiz olacak biliyorum! Ve her biri yaş aldıkça çok daha anlamlı olacak… Dünyanın en ucunda olan kardeşin bir kitap gönderecek mesela sana! ve sen onu okumak için! okuduğun kitabı öğlen arasında okuyup bitirmeye çalışacaksın! Hemen o kitaba başlamak için…  kendini dahi bilmediğin her anında yanında olan insanları  senede 3 kere görmek için çabalayacaksın mesela… ve 1 kere görünce şanslı olacaksın… 

Sonra bir anda aklına senelerdir görüşmediğin, yazdığın bir yazının altına yazdığı yorumla seni çok mutlu eden bir arkadaşın düşecek… çok mutlu olacaksın…

Sonra tüm sevdiklerin gelecek aklına. Film şeridi gibi… isim yazsam yazı bitmez! O kadar güzel bir kutlama sen düşün! Ha birde yeğenler var! 

An ve an düşündüğün, hiç kimsenin düşünmeyeceğini düşündüğün arkadaşlarım var mesela! Kardelen iöö var, Yahya Kemal Beyatlı var! Ama! Havacılık var! İNÖNÜ! var! Eskişehir var! Üniversite var!  Hastene zamanları var! ( senin için her yerden gelen canların var mesela, her şehirden lan! Örnek! ıspartada tıp okurken ben doktorum diye hastaneye girip bütün gece seninle kalan arkadaşların!… Trabzon var!  Amerika var! Aydın var! Ölüdeniz var! Macera ekibi var! Kaset var! İstanbul! Var! 

Sarışınım var bide! Kalbimin en güzel yeri! Her acıya alışırsın ama asla kimse olamaz olan! Ablası için uçak bileti parası biriktiren ( abd’ de kaldığım zamanda ablamın parası yetmezde dönmek ister ama dönemezse diye, benim için uçak parası biriktirmişti!!) hayatımın tek vazgeçilmezi var… 

Ve bunları yazmaya sebep, hayatımı hayat veren Selma ve Zeynel çifti…

Anlatmaya kelimelerim yetmez tabi ama, babamın malum lafı bellidir!

Bana ‘AŞK’ ı soruyorsun! AŞK anlatılmaz! Yaşanır! 

Gidenlerin yerini hepimiz biliyoruz zaten! 

33 seneyi her anı ile hatırlamaya çalışıyorum elimden geldiğince hızlıca! 

Ha birde aşk var dimi! Hayatım boyunca hep ‘aşk’a inandım ben! Aşık olan bir insanı  tarif etmek çok zordur hep! Çünkü yaşadığınız tüm acılar, eğer! bir gün gerçekten aşık olursanız (geçici bile olsa) geçer! Size hissettirdiği bile yeter! Fiziksel bir acı çektiğinizde geçmişe bakıp sıçarım böyle aşkın içine dersiniz! Ama her şey normale dönerse eğer! İşte o zaman o kalbinizdeki acı size maalesef ağır gelir! 

İşte yaş almanın güzel tarafı budur! Yaş aldılça (yaşlandıkça) daha az canınız acır! (Sanarsınız, bence yapı meselesi, bakış açısı, daha kolay atlatıyorum galiba)  Daha çok öğrenmeye çalışırsınız! (Öğrenirsiniz bu kesin)… daha çok kendimizi düşünmemizin zamanıdır! ( hakkınız ne ise onu alın! Siz istemedikçe kimse size al canım ya bu senin hakkın demez!) Benim gibi mal olmayın yani! Ha ben çok mu iyiyim! Değilim tabi! İşte nerde yanlış yapıyorum onu bulmaya çalışıyorum!! 
Yeni yaşımı en önce ben kutlarken sizinle paylaşıyorum son bir dakikada! Da yazıyordum ama şöyle bir durum oldu:

(Son dakika haberi geçiyorum size! Gökçen charlie ve evrim konuşması ile gecikmeli paylaşım ❤️)

Ve bir gün öldüğümde kulağımda hep duyulası ölüm şarkım ile bitiriyorum… 

Gerçekten ve gerçekten her birinize teşekkürler! Hep beraber büyüdük ve hep beraber büyüyeceğiz!

Dönem dönem neden yaşıyorum lan ben dediğim her ‘an’  için teşekkürler diyorum her biriniz için… 

iyi ki doğmuşuz…  

https://open.spotify.com/track/3IJb1r6trVLNnv291wuLRF


Gökkuşağı için umutlu olmalı insan! Gerisi yalan…

Çünkü yağmur bitip güneş kendini göstermeye çalışırken sen hayatın en güzel an larından birine şahit olabilecek kadar şanslı olursun… rengarenk olursun… topraktaki solucan gibi… yerin dibinde sürünürsün ama seni biten yağmur dışarı atar ve o gökkuşağı besler… ve sen süründüğünü düşünürken dünyanın en güzel renkleri seni besler…

Topraktan gelip toprağa dönmek gibi sanki… altına girince nefes alamam ölürüm sanarsın! Ama asıl nefesin oradadır, sadece bilmiyorsundur! 

Hayalleriniz, umutlarınız gökkuşağı olsun! İnsanlar ya da işler değil! 

Daha az üzülürsünüz! Ve bu hayat üzülmek için çok renksiz! Ama gökkuşağı değil!

Olmasada! C tepesinden bakınca gördüğünü düşünmek bile yeter…

İnsanlara değil, Gökkuşağına güvenelim… en azından renkleri belli…  


Can Bonomo! 

Yarın sabah 05:30 kalkacağım için erteliyorum! En sevdiğim Can Bonomo konseri yorumu yolda! Evimde, beşiktaşta 😬❤️:) seneler sonra iyi ki varsın! 


Ölüm… ölüler… ve yaşayan ölüler!

Her bir ölenin, ne zaman ve nasıl öldüğünü daha güzel hatırlatıyor artık teknoloji bize! Her biriniz beynime kazınmış! Unutsam bile sağolsun sosyal medya hatırlatıyor! Geçen sene bugün diye! Ya da arkadaşların bunu paylaştı diye… yani artık ölüm gününüzü, unutup hatırladığımız anların haricinde, öldüğünüz günü, nasıl öldüğünüzü, o gün neler hissettiğimizi, her sene her detayı ile yaşıyoruz! Anmaya çalışırken, ölüyoruz ve öldürüyoruz belkide.. bende şu anda aynısını yapıyorum aslında… aynı bokun ayrılmaz parçaları olarak yaşayan ölüleri oynuyoruz işte…  ölümü kabul etmek zor geliyor bize. Ama aslında işimizden, ailemizden, sevdiğimizden ve beşiktaş sahilinden bile çok daha yakın bize…  dedim ya aynı bokun birleşenleriyiz… İnönü de ateş yakılır, çevresinde içilirdi… abilerimiz C tepesinde içer kardeşlerini anardı… şimdi nefes alırken bile, hayatta hissederken bile eskileri böyle anıyor olmak bizim ayıbımız…  hoş acısı bize… hangi birinize yetişebiliriz ki.::

hayat işte ( sağlam bir küfür) 

Hangi birinize ne zaman yazsam bilemedim… saysam, yazsam, ne çok insan kaybettik lan biz! Yürek dayanır mı dersin? Ama bak hala yaşıyoruz ve dayanıyoruz demek ki! Alışıyoruz! Evladını kaybeden insanlar hala yaşıyor! Gözümüzün içine bakıyor! İyi ki siz hayattasınız diye!  Bize bok yemek düşer diyesim geliyor ama işte acısı başka herkes için demek ki… 

ölüm güzel şey… her birimiz orada olmayacakmıyız sonuçta! 

Çocukluğumdan, yetişkinliğime… her gidenin, her birinizin olduğu yere denk gelirimde, gelirizde yine karşılaşırız umarım… 

Her bir gidenin ardından yazmayacağım söz verdim kendime demek istiyorum ama olmayacak galiba… 

Cloud 9 daki son halini hiç unutmayacağım… 

Birde gülüşünü… ve Gökçen’le olan can bağınız var ya! Gökçen’ in sana karşı olan, gökçenin kardeş sevgisi… belki de o bana sen hala varsın gibi hissettiriyor! 

Öyle işte… iyiler ölüyor ve biz arkalarından saçmalıyoruz…

Kimse alınmasın… dedim ya hepimiz aynı pazılı tamamlamaya çalışan parçalarız!

Herşeyin hayırlısı…